Bölümler | Kategoriler | Konular | Üye Girişi | İletişim


Akidede Sünnetin Yeri

http://www.salihekinci.com/html/pdf/AkidedeSunnetinYeri.pdf
Kısaca Đmam Suyuti’nin Hayatı
Nesebi:
Abdurrahman b. Ebi Bekr b. Muhammed b. Sabık el-Hudayri el-Esyuti. Lakabı Celaluddin, künyesi Ebu’l-Fadl’dır. Nibeti el-
Hudayri ve el-Esyuti seklindedir. El-Esyuti seklindeki nisbeti babası ve dedelerinin Kahire’ye gelmeden önce doğup
yasadıkları sehir Asyut’a nisbetledir.
Doğumu:
Suyuti, Kahire’de 849/1445 yılı receb ayının basında doğdu. Küçüklüğünden itabaren eğitimi ile babası ilgilendi. Kur’an-ı
Kerim’i, Tahrim suresine kadar hıfzetti. Hıfzını henüz tamamlamadan bes yaslarında babasını kaybetti.
Suyuti Kendini Anlatıyor
Đmam Suyuti, Husnu’l Muhadara adlı kitabında1 kendisini tanıtır ve söyle der:
Abdurrahman b. Kemal Ebibekir b. Muhammed b. Sabıkiddin b. el-Fahr Osman b. Nasıriddin Muhammed b. Seyfiddin Hıdır
b. Necmiddin Ebi’s-Salah Eyyub b. Nasırıddin Muhammed b. es-Seyh Humamiddin el-Hudayri el-Esuyuti...
(1) Husnu’l Muhadara, (thk. Muhammed Ebu’l Fadl Đbrahim), 1/335-339. Muhakkıkin bu alıntısı, kitabın içinde olduğu gibi buradada pek
çok matbaa hatasıyla doludur. Ayrıca atlanan bazı yerler de vardır. Biz bunları Husnu’l Muharada’dan tamamladık.
Büyük dedem Humamuddin hakikat ehli, tarikat seyhi bir zattı... Ondan sonraki dedelerim ise ileri gelen ve idari
mekanizmalarda bulunan insanlardı. Büyük dedelerimden biri yasadığı sehirde kadılık, diğer biri de muhtesiblik yaptı.2 Birisi
de Emir Seyhun ile yakın dostluğu olan bir tüccardı. Bu dedem Asyut’ta bir medrese insa ettirmis ve buna çesitli vakıflar
bağıslamıstı. Dedelerimden biri de çok zengin bir zat idi. Fakat büyüklerim içinde babamdan baska, hakkıyla ilme hizmet
eden birini bilmiyorum...
(2) Muhtesib: Zabıta amiri.
Hudayri seklindeki nisbetimize gelince; bildiğim kadarıyla bu, Bağdat’ta bir mahalle olan Hudayriye’ye nisbetlesöylenmistir.
Kendisine güvendiğim bir zattan duyduğuma göre, rahmetli babam söyle demis: “Büyük dedem arap değildiveya doğulu
biriydi” Fakat zahir olan Hudayri nibetinin yukarıda ismi geçen BAğdat’taki mahalleye nisbet olduğudur.
849/1445 yılı recep ayı basında, pazar gecesi aksamdan sonra doğmusum. Babam hayattayken Hüseyni kabristanlığı
çevresindeki evliyaullahın büyüklerinden olan Seyh Muhammed Meczub’a götürüldüm. Bana hayır duada bulundu.
Yetim olarak büyüdüm. Sekiz yasıma gelmeden Kur’an’a hıfzeim. Sonra bazı hocalardan Umde’yi, Minhacu’l-Fıkh ve’l-
Usul’u, Đbnu Malik’in Elfiyye’sini ezberledim. 864/1460 yılı aslarından itibaren de diğer ilimlerle istigal etmeye basladım.
Fıkıh ve nahiv bilgilerini bazı hocalarımdan aldım. Zamanının büyük miras alimi allame seyh Sihabuddin es-Sarmesahi’den
feraiz bilgilerini öğrendim. 100 yasının üzerinde olduğu söyleniyordu. Yine de doğrusunu Allah bilir (c.c.). Ona Mecmu’a
olan serhini kıraat ettim. 866/1462 yılı baslarında da yine hadisi bulamadım. Gözümden kaçmıstır deyip bir ikinci kez, bir
üçüncü kez daha baktım fakat hadisi bu eserde bir türlü bulamadım. Hadise Đbnu Kani’in Me’cumu’s Sahabe’sinde rastladım.
Hocama gelip durumu bildirdim. Benden bunu duymasıyla yetinerek kendi nüshasını aldı. Đbnu Mace ifadesinin üzerine iptal
çizgisi çekti ve hasiyede onun yerine Đbnu Kani ibaresini ekledi. Hocamın sırf benim sözümle kitabında değisikliğe gitmesi
benim gözümde büyük bir olaydı. Bunu hocamın kalbimdeki büyüklüğüne, benim nefsimin de acziyetine bağladım ve
sordum:
-Sabrediverseydiniz! Belki eski kanatinize dönersiniz? Söyle cevap verdi:
-Hayır. Ben “Đbnu Mace rivayet etmistir” derken Burhan Halebi’nin sözüne uymustum.
Vefat edinceye dek hocamdan ayrılmadım.
Hocamın alleme, alimlerin alimi Muhyiddin Kafiyeci’nin yanında da ondört yıl bulundum. Ondan tefsir, usul, arapça, meani
ve baska ilimler aldım. Sonunda bana genis çaplı bir icazet yazdı.
Seyh Seyfuddin el-Hanefi’nin yanında da Kessaf, Tevhid ve ona olan hasiyesi, Telhisu’l Miftah ve Azud derslerine katıldım.
Eer yazmaya ise 866/1462 yılında basladım. (Đptal için) suyla yıkadıklarım ve yarıda bıraktıklarım hariç, eserlerim bugüne
dek 300 kitaba ulastı.
Hamd olsun, Sam, Hicaz, Yemen, Hind ve Tekrur (Sudan) bölgelerine yolculuklarda bulundum.
Haccettiğim zaman zemzem suyunu bazı niyetlerle içtim. Bu niyetlerimden ikisi su idi: Fıkıhta Seyh Seracuddin el-
Bulkini’nin seviyesine ulasayım. Hadiste de Đbnu Hacer’in mertebesinevarayım.
871/1466 yılı baslarından itibaren de fetva vermeye basladım. 872/1467 yılı baslarında da hadis imla meclisi tertip arapça
eğitimi vermem için icazet aldım.
Đste bu yıl ilk telifim olan Serhu’l Đstiaze ve’l Besmele’yi kaleme aldım. Hocamız Seyhulislam Alemuddin el-Bulkini’ye eseri
incelettim. Esere bir de takriz yazdı. Vefat edinceye kadar fıkıh ilminde ondan istifade ettim.
Daha sonra oğlunun yanında bulundum. Babasının eseri olan Tedrib’i basından “vekalet” bahsine kadar ona kıraat ettim.
Havi-i Sağir’i basından “adet” kısmına dek, Minhac’ı basından “zekat” bahsine dek, Tenbih’i basından “zekat” bahsinin
yakınlarına dek, Ravza’dan “babu’l kada”nın bir kısmını, Zerkesi’nin Tekmiletü Serhi’l Minhac’ından “ihyau’l mevat”
bahsinden “vesaya” kısmına kadar veya ona yakın bir yere kadar olan kısmı kendisinden dinledim. 876/1471 yılında ders ve
fetva vermem hususunda bana icazet verdi ve hoca olarak ders verirken dersimde de hazır bulundu.
878/1473 yılında vefat edince Seyhulilam Serefuddin el-Münavi’nin yanına gittim. Minhac’ın bir kısmını ona kıraat ettim.
Katılamadığım birkaç meclis hariç bu kitabı Taksim’de ondan dinledim. Serhu’l-Behce ve ona olan kendi hasiyesi ile
Beydavi Tefsiri’nden bazı kısımları ders olarak ondan dinledim.
Hadis ve arapça için de hocamız imam allame Takıyuddin es-Sibli el-Hanefi’nin yanına gittim. Dört yıl onun eğitiminde
bulundum. Arapça ile ilgili eserlerim olan Đbnu Malik’in Elfiyye’sine olan serhime ve Cemu’l Cevami’e takriz yazdı. Pekçok
kez beni gerek eliyle (isaret ederek) ve gerekse diliyle ifade ederek ilimde ne kadar olduğumu baskalarına gösterdiler. BĐr
hadisle ilgili olarak ta benim görüsüme Đsra4ya dair hadisini Đbnu Mace’nin rivayet ettiğini belirtmisti. Ben bu hadisin
senedini de bulmak istedim. Đbnu Mace’yi bulunduğu yeri tesbit iin açtım fakat bulamadım; kitabı tekrar bastan sona gözden
geçirdim.
Yedi ilimde derin bilgiye mazhar oldum: Tefsir, hadis, fıkıh, nahv, meani, beyan, bedii. Bunlarda yetismem arapların ve
ediblerin usulünce idi. Yoksaarap olmayanların ve felsefecilerin metodları üzere değildi. kanaatıma göre mütalaa ettiğim bazı
nakil ilimleri ile fıkıh hariç bu yedi ilimde, bırakın baskalarını hocalarım daha benim kadar genis bilgiye sahib değildi. Fıkha
gelince, aynı seyi bu ilim için de söyleyemiyorum. Çünkü hocam bu ilimde daha ileri ve daha çok dirayet sahibi idi.
Bu yedi ilim dalından daha az seviyede usul-ü fıkh, cedel, tasrif’de de mütaalalarım oldu. Bunlardan daha az seviyede de
kompozisyon, risale yazma ve feraiz eğitimim oldu. Daha az seviyede de bir hocadan olmaksızın kıraat bilgisi öğrendim.
Bunlardan daha az olarak ta tıb bilgisi tahsil ettim.
Matematiğe gelince; bu ilim bana en zor gelen ve kafama girmeyen seydir. Matematikle ilgili bir meseleye baktığımda sanki
bir ağı tasıyormusum gibi gelir. Fakat Allah’a (c.c.) hamdolsun simdi bende ictihad etmekle ilgili alet ilimleri tamam
olmustur. Bunları Allah’ın (c.c.) nimetini anmak için zikrediyorum. Yoksa övünmek için veya övünerek kazanılacak bir
dünyalığı elde etmek için anlatmıyorum. Çünkü kervangöçtü, yaslılık basladı ve ömrün en güzel demleri geride kaldı.
Đstesem herhangi meseleyle ilgli, bu hussuta sarfedilen sözleri, nakli ve kıyasi delilleri, bu görüsleri ikmal eden hususları,
bunların hilafına olan delillele bu delillerin cevaplarını, bu meseledeki mezhepler arasındaki farklılıkları birbirleriyle
muvazeneli sekilde bir eserle ortaya koyabilirim. Bu elbette benim kudretimden olacak bir hadisi değildir. Ancak Allah’ın
(c.c.) lütfundandır. Kuvvet ve güc Allah’a (c.c.) aittir. O ne dilerse olur. Kuvvet ancak O’na aittir.
Talebeliğimin ilk yıllarında mantık ilmiyle ilgili bir seyler okudum. Daha sonra Allah (c.c.) kalbime ondan hoslanmama
duygusunu yerletirdi. Hem Đbnu’s Salah’ın da mantığın haram olduğuna dair fetvasını da duyunca3 bu ilmi bıraktım. Allah da
(c.c.) onun yerine bane ne serefli ilim olan hadis ilmini nasib etti.
Sema ve icazet suretiyle rivayet aldığım hocalarıma gelince bunlar pek çoktur. Onları Mucem’de biraraya getirdim. Sayıları
yüzelli civarındadır. Daha önemlisiyle yani dirayetle ilgili limleri kıraat ettiğimden dolayı hadis dinlemeye fazla vakit
ayıramadım.
Đmam Suyuti daha sona uzun uzadıya eserlerinin isimlerini zikreder. Biz bu kitapları Husnu’l Maksad fi Ameli’l Mevlid adlı
eserdeki etüdde zikrettik.
(3) Đbnu’s Salah mantıkla ilgili olarak söyle der: “Mantığa gelince, felefece giris mahiyetindedir. (Felsefe ser olduğundan) serre giris de ser
hükmündedir. Onu öğretmek ve öğrenmek Sari’in mübah kıldığı konulardan değildir. Sahabeden, tabiundan, müctehid imamlardan, selef-i
salihindenve kendilerine uyulan din imamlarından, önderlerden ve üyük zevattan hiçbir kimse bu ilmi mübah görmemistir. Allah (c.c.) tüm
müminleri mantık’ın çirkinlik ve habasetinden korumus vepisliklerinden temizlemistir” (Feteva Đbni’s Salahthk. Abdul mu’ti Emin Kal’aci,
s.71)
Suyuti’nin Dönemi
Üstad Abdulkadir Ata Esraru Tertibi’l Kur’an’ın önsözündeki etüdde Suyuti’nin dönemini anlatırken, özün basında söyle der:
Memun’un halife olduğu dönemden itaberen, onun önderliğindeki sapık mutezili fikirler ve Kur’an’ın mahluk olduğu
sözünün musallat olmasıyla, Abbasi hilafet günesi bulutlarla kaplanmıs ve islam alemi çetin sıkıntılar yasamıstır. Daha sonra
bu bulutlar konfor ve toplumdaki laçkalık, dinivicdan duygusunun donması ve de birbiriyle çatısan çesitli kültürlerin
aralırandaki mücadele sebebiyle iyice kesiflesmistir. Bu akımlar islam topraklarını kendilerine meydan seçmislerdi. Neticede
durum Abbasi Devletinin yıkılmasına ve bu mücadelenin açık ve net bir sekilde Mısır ve Mağrip’de Fatımi halifeliği adıyla
çirkinbir sekilde ortaya çıkmasına sebep olmustur. Fatımilerin liderleri kendilerinin Fatımatu’z-Zehra’nın (r.a.) torunları
olduğunu söyleyip, dinin sırları ilmi adını verdikleri felsefeyle karısmıs yeni ber düsünce akamını müslümanlara zorla
öğrettiler. Bu isin üstadlığını da yahudi propagandacısı Yakub bin Keles’e verdiler. mısır görünürdeki bu iki anarsi
sebebinden çok çekti. Hurafelerin yayılmasıyla insanların kalplerindeki inançlar sarsıldı. Hatta Sam kadılarından bir tanesi,
“bir öküzün son derece aç olduğunu haykırdığını ve Allah’ın (c.c.) rızasının insanlara hulul ettiğini ilan ettiğini gördüğünü”
kaydetmistir.
Fatımi hilafeti arkasında yıkıntılar, hurafeler, Hakim bin Emrillah’ın vehimli düsüncelerini, karısık yahudi fikirlerini
bırakarak gitti. Bu yahidi fikirler de Karmatisii düsüncelerle mecz oldu. Đslam diyarında bazı cahil akıllarda bu düsüncenin
sıçrantıları hala vardır.
Durum bu minval üzere olunca irfansız Memluk kölelerinin asyanın uzak yerlerinden gelip Mısır’da idareyi ele almaları tabii
olmustu. Memluklular dağ mıntıkalarında oranın sartlarında yetismis at üzerinde yasayan kahraman insanlardı. Köleliğin ve
ezilmisliğin sıkıntılarını yasıyorlardı. Kahramanlıklarını ise islam için canla basla gayret etme ve Tatarları kendi
bölgelerinden uzak tutmakla sarfettiler.
Fakat Memluklular Devleti Mısır’da çeliskilerle doluydu. Emirler bir taraftan Huseyniye mahallesinde anormal cinsi iliskide
bulunan sapık gençlere karsı siddetle mücadele uyguluyorlar, diğer taraftan da sarkı söyliyenlerden vergi alıyorlardı. Bir nevi
kavatlık yapıyor gibiydiler. Bununla beraber, medrese, dergah, sınırlarda han yapmaya, kütüphane insasına, alimlerin
konumunu yükseltmeye, onları bas makamlara getirmeye kendilerinden öncekiler olan Eyyubilerve Fatımilerden daha çok
önem verdiler.
Allah Teala’nın (c.c.) arzu ettiği ve mahlukat için koyduğu sünnet üzere siyasi çöküs ve Đslama düsmanlıklar söz konusu
olurken, bir taraftan da her konuda eserler veren pek çok müellifler, alimler, hadis hafızları, tarihçiler yetisti. Bunlar pekçok
ilimle ilgli çok iyi eserler verebilen kimselerdi. Bunlardan bazıları sunlardır: Đbnu Hacer el-Askalani, Bedruddin el-Ayni, es-
Sehavi, el-Burhan el-Bukai, es-Serrac el-Bulkini, Seyh Zekeriya el-Ensari, Đbnu Haldun, Celaluddin Abdurrahman es-Suyuti.
Suyuti ise bir takım asıl ve furu’ ilimlerde ilim, tahkik, fıkıh ve ictihad yönüyle zamanının önde gelen kimselerinden bir
tanisidir.
Alimlerin Suyuti’ye Övgüleri
Đbnu’l-’Đmad el-Hanbeli’nin övgüsü:
“-Hadisleri senediyle rivayet eden, muhakkik, müdakik, kıymatle ve faydalı eserler sahibi... Đlahi kudrete inanan bir insan için
ciddi bir sekilde yazılıp hazırlanan eserlerinin çokluğu keramet olarak yeter.”4
(4) Sezeratu’z Zeheb: 8/51.
Đmama Sevkani’nin övgüsü:
“-Kur’an ve sünnet hususunda büyük bir imam. Đctihada yönelik ilimleri tam olarak kat be kat kusatmıs, bunlardan ortaya
çıkan ilimleri de bilen bir insan”5
(5) Đrsadu’l Fuhul s.254.
Yine onun için söyle der:
“-Tüm ilimlerde zirveye çıktı, akranlarını geçti ve adı yayılıp söhreti duyuldu. Hadiste el-Camiu’s Sağir ve el-Cami’l Kebir
gibi eserler, tefsirde ed-Dürrü’l Mensur, el-Đtkan fi Ulumi’l Kur’an gibi eserer yazdı. Her daldaki eserleri makbuldür. Kendisi
tüm bölgelerde günes gibi olmustur”6
(6) El-Bedru’t Tali’, s. 328-329.
Đmam Suyuti’nin Vefatı
Pekçok eserine baktığımızda, gerçekten kendimizi, yaptığı isi ciddi ve iyiyapan çesitli ilim dallarına sahip olan, hıfz ve ilim
yönüyle yükse tepelerden bir zirvenin önünde buluruz.
911/1505, Cumadul ula ayının ondokuzu, cuma gecesi temiz ruhunu sahibine teslim etti. Kursun kalesine defnedildi. Burası
Kahire dısında Babu’l Kırafe’dedir. Her an kendilerinden ilim içmete olduğumuz bizlere bırakmıs olduğu mirasıyla, aramızda
yasamaya devam etmektedir.
Allah Teala (c.c.) Suyuti’ye rahmet eylesin. Kıyamette amellerini defterinekoysunve bizi de onun vesilesiyle
mükafatlandırsın. son sözümüz, alemlerin rabbı olan Allah’a (c.c.) hamdetmek ve peygamberlerin en sereflisine salut-u selam
getirmektir.
Kitab ve Tahkikinde takip Edilen Yol
Kitap, adından da anlasıldığı gibi, Rasulullah’ın (s.a.v.) sünneti olarak bize gelen haberlerin delil olusu hususunda süphe
uyandıranlara karsı bir reddiyedir. Suyuti bu görüse karsı kur’an ve sünnette varid olan naslarla delil getirmekte; meseleyi
kolay ve anlasılır bir uslupta ele almaktadır. Sözlerini kendinden önce geçen büyük alimlere nisbet etmektedir. Đmam
Beyhaki’nin Đmam Safii’den naklettiği haberleri zikretmesi gibi. Okuyunca göreceğiniz gibi eser konusunda ve ilmi değeri
itibarıyla gayet kaliteli bir eser olmustur.
Bu eser bundan önce pekçok kez basılmıstır fakat hemen hemen tamamında imi bir tahkik veya ta’lik, Kur’an ayetlerinin ve
hadis-i seriflerin tahrici yapılmamıstır. Bu sebeple biz eserin tahkikinde asağıdaki yolu takip ettik:
1- Kitabın ibarelerini Daru’l Kütübi’l Mısriyye’de, hadis bölümünde 2169 no ile bulunan yazma nüsha ile matbu nüshadaki
yanlısları da düzelttik.
2- konuları birbirinden ayırmak için ara baslıklar attık.
3- Kur’an ayetlerini tahric edip, geçtikleri yerleri belirttik.
4- Hadis-i seriflerin hadis kitaplarında geçtiği yerlere temas ettik.
5- Kitapta ismi geçen bazı zevatın kim olduklarını açıkladık.
6- Kitabın basına da Suyuti ile ilgili kısa bir etüd koyduk.
Allah Teala’dan (c.c.) niyaz ediyorum; bu ameli kendi rızası için yapılmıs, O’nun rızasını tahsil için uğrasılmıs ve O’nun
kerem ve lütfunu isteyerek gayret edilmis olarak kabul buyursun. Allah Teala’dan (c.c.) bu eserle her zaman ve her yerde
müslümanları faydalandıracağını ümid ediyorum. Đçinde hayır ve doğruluk buluan seye muvaffak kılan Allah’tır (c.c.).
Mustafa Abdulkadir Ata
Ehram: 29, Zilhicce: 1406
3, Eylül, 1986


Cemaat ve Düsünceler

Molla Cami Youtube Kanalı

MollaCami.Com