Bölümler | Kategoriler | Konular | Üye Girişi | İletişim


Halkbankası müdürünün evinde ayakkabı kutularından çıkan paralar

AKP YOLSUZLUK VE DİNLEME
• AKP’ye yolsuzluk davalarıyla başlayan17 Aralık operasyonunun asıl hedefinin çözüm sürecini engellemek ve ortadoğudaki değişimi durdurmaktır.. Kirli operasyonun bir sonraki adımı da 'Başbakan Erdoğan’ı Mursi gibi yargılamaktı.’ Mursi’yi de aynı yolsuzlukla suçladılar ve yargılayıp içeri atmak istediler. Batılı güçler saltanatlarının sarsılmasından korktuklarından Erdoğan’ı da bir planla yıkmak istiyorlardı. Kirli planlar ile dünyayı yönetenler artık yönetemeyecek. Çünkü ne halk ne de tanrı buna izin vermeyecek. Türkiye bu tür oyunlara karşı uyanık davranmaktadır. Halk milli iradeye saygı yürüyüşü düzenledi. Sağlam irade gösterilmesi istendi. Yurt dfışından ve yurt içinden Erdoğana ve anlayışına büyük destekler geldi.
• Her insan gibi iş adamları ve şirketler bağış ve yardım yaparlar. Yardımlaşma dünya var oldu olalı doğal bir durumdur. Bazı iş adamları ve şirketler Somali’de banka olmadığı için ve paranın güvenliği açısından kurye ile fiziki ve elden yardım göndermeyi amaçlamışlar. Bunun için Halk bankasının hizmetlerini kullanmışlardır. Halk bankası paranın Avrupa bankaları üzerinden gitmesinin İslam düşmanı islamafobya yüklü bir Avrupa yönetiminin hoşuna gitmeyeceğini düşünerek paralar gideceği güne kadar halk bankası müdürünün evinde bekletilmiştir. Bilirsiniz ki Somali Fransız sömürgesidir. Açlıktan ölen halkın ellerinde son model gelişmiş silahlar vardır. Somali bilerek istikrarsızlaştırılmış ve iç savaşa ve kaosa terk edilmiş. Elmas ve altın madenleri sürekli batılı şirketler tarafından sömürülüyor. Mevcut kaos ortamı bu şirketlerin işine geliyor. Müslüman mazlum halklar geri plana itilmiş. Susuzluktan çocukları ölen bir millete yardım gitmesini engelleyecek güçler bile var. Hatta Somali yönetiminde yardım parasına el konulabilme hatta amacına uygun kullanmama ihtimali de var. Paraların halkbankası müdürünün evinden çıkması gayet doğaldı. Zaten müdür sürekli mal bildirimi yapan güvenilir bir insandı. Ayrıca her banka müdürünün üzerinde, odasında, çantasında ve evinde bile para bulunabilir. İşi para olan insanın yaşantısı böyledir. Buna hırsızlık ve çalma demek ne kadar saçma ve taraflıca haksızca suçlamadır. Erdoğan ve AKP’ye muhalif olanlar nasıl bir açık buluruz da suçlarız itibarsızlaştırırız umutlarını bu olay yeşertse de muhalif olmanın kuru inatlığı ve olaylara cahilane yaklaşmanın sonucudur batıla düşmek diyebiliriz bu yaşananlara.
• ‘Ayakkabı kutusunda para’ peki ya neye konulacaktı. Poşetlere konulsa poşetlerde para denilirdi. Torbalara konulsa torbalarda para çıktı denilirdi. Valizlere konsa ‘Valizler dolusu para’ denilirdi. 100 bin TL fiziki olarak bir ayakkabı kutusuna sığardı. Hatta ayakkabı kutusunu büyük görenlere derim ki o küçük bir kutu. Medyada haber öyle bir servis edildi ki Ayakkabı kutularında paralar çalınmış!!! imajı verildi. Görsel algı kullanıldı ayakkabı kutuları gösterildi. Aslında insanların algıları ve bilinçleri yanlış yönlendirildi. Bir yolsuzluk imajı verilmeye çalışıldı.
• Ayakkabı kutularındaki paralar, ne halkın parası, ne devletin parası, ne de vergi parasıdır. Ne yolsuzluğundan bahsediliyor. Bu davaların adı ‘yolsuzluk’ kelimesi olamaz. Yolsuzluk operasyonu hiç değildir. İnsanları yönetmek ve yönlendirmek için insanların algılarını bilinçlerini çalma operasyonudur.
• Paralel yapı davaları bir anda açtı ve ardı ardına her şey gelmeye başladı. Sürekli Erdoğan ve hükümetinin itibarsızlaştırılması imajını yürütüyordu. Yolsuzluk denildi, paralar denildi, ayakkabı kutuları denildi, Türkmenlere gizlice gönderilen yardım tırları durdurularak ‘Suriye’ye giden silah tırı’ denildi. Ardından telefon kayıtları çıktı. Başbakan tüm bakan ve milletvekillerine ‘cebinizde parayla dolaşmayın, evinizdeki parayı saklayın şu anda meşru olamayan bir savaş, haksız suçlamalarla bir algı yaratılıyor.’dedi. Bakanların çocuklarıyla konuşması da Başbakanın oğlu Bilal ile konuşması da bu süreçte doğaldı. Yaşananlar yolsuzluk, hırsızlık ve para çalma değildi. Yazılı ve görsel medya ile yolsuzluk imajı verilerek para gösterilerek Erdoğan hükümetini yıpratma hedefi güdülmüştü. Meşru olan paraları fotograflayarak medyada yolsuzluk diye kullanılmasının engellenmesi gayet doğaldı. Ne Erdoğan bu süreci halka iyi anlatabildi ne de kurmayları. Ama saldırıya doğal ve haklı bir tepki verdiler. Erdoğan ve bakanları hak davada yürüyorlar. Ne yolsuzluk ne de haksızlık etmişti. 17 Aralık operasyonlarına tepkileri de, dürüstlüklerinin doğal sonucuydu.
• Türkiye'nin yaptığı yardımlarla dünyada adından söz ettiği Somali'de yaşandığını anlatan Davutoğlu, "Orada banka olmadığı için anlaşmalı olarak kuryeyle gönderdiğimiz parayı 17 Aralık Halkbank operasyonu çağrışımıyla kutu içinde para fotoğrafıyla servis ettiler. Oradaki Cumhurbaşkanı, Başbakan üzerinde kuşku yaratmaya, Türkiye'nin kazandığı itibarı sarsmaya çalıştılar"
• Dördüncü ve son operasyonun Somali ile benzer şekilde Libya üzerinden yapıldığını anlatan Davutoğlu Türkiye'nin geldiği noktadaki itibarını yıkmaya çalışan saldırıların 'iki yıldır dünya medyasında belirli gazete ve gazeteciler eliyle savunulan görüşler olduğuna' da dikkat çekti.
• Dışişleri Bakanı Davutoğlu: MİT TIR'larına yapılan operasyonla, Başbakan'ı Brüksel'de kendisini de Cenevre'de 'suçlu ülkenin temsilcileri' gibi göstermek istediklerini söyledi. "Ulusal güvenliği tehdit eden yapılanmalar ve faaliyetlerin" görüşüldüğü MGK toplantısının ardından dış politikaya yönelik 4 ayrı saldırı olduğunu söyledi. Saldırıların ilkinin MİT Tırlarına yönelik olduğunu anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu: "Cuma günü Suriyeli mültecilerle ilgili dünyanın takdirini kazanan bir toplantı yapıyoruz; Cumartesi günü 140 ülkeden büyükelçi ile Adana'da bir araya geliyoruz; Pazar günü toplantı sürerken TIR operasyonu yapılıyor. Ertesi gün Başbakan Brüksel'e, sonraki gün de ben Cenevre'ye gideceğim. Hedef, ikimizi de muhataplarımız karşısında 'teröre destek veren ülkenin temsilcileri' konumuna sokmak! Suriye yönetimi benzeri, hatta onun karşısında suçlu ülke gibi gösterilmek isteniyoruz. 17 Aralık küresel çapta bir operasyon. Kimse bunun hukuki bir süreç olduğunu iddia edemez. Akıl alır bir şey değil..."
• 17 Aralık operasyonlarının asıl amacının Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını engellemek olduğu sıklıkla dillendiriliyordu. Nihai hedef Erdoğan'ı tamamen ortadan kaldırmak!
• 3. Havalimanı, 3. Köprüyü hedef aldılar. İzmir-İstanbul otoyolunu, tüp geçitleri hedef aldılar. Bunları istemediler. Bunlar MİT'i hedef aldılar. Bunlar Türkmen kardeşlerimize yardım götürülen Tır'ı durduruyor. Bir savcı Adana'dan geliyor yasaları çiğneyerek bu Tır'ı durduruyor.O savcıya soruyorum. MİT bu ülkenin çıkarları için çalışıyor. Sen kim için çalışıyorsun? Reyhanlı katliamında neredeydin ey savcı. 7 gün yoktun. HSYK'ya suç duyurusunda bulunuyorum. MİT'ten neden rahatsız oluyorsunuz? Çünkü bunlar başkalarının taşeronluğunu yapıyorlar. Bunlar kendi örgütlerinin hedeflerini Türkiye'den üstün tutuyorlar. Bundan sonra artık milli irade geçerli olacak ve millet ne derse o olacak.
• 17 Aralık'ın ardından ortaya atılan ikinci dalgayla, dev projeler hedef alındı. Şirketlerin kredi almaları engellenerek projelerin önünün kesilmek istendiği ortaya çıktı. İhaleleri alan işadamlarına yönelik tedbir kararları ile projelerin geciktirilmesi amaçlandı...
• 17 Aralık'ın bir darbe, bir hukuk yolsuzluğu ve milli irade hırsızlığıdır. 17 Aralık paralel devlet anlayışının ortaya getirdiği bir operasyondur. Gelişen Türkiye’nin tam bağımsızlığı arttıkça tahammül edemiyorlar. Altay Tankı, kısa menzilli cirit füzesi, Marmaray, IMF'ye borcun sıfıra indirilmesi olduğunu söyledi. 17 Aralık; istiklali, istikrarı ve huzuru kast etmiştir.
• Dershanelerin kapatılması kararıyla durumu fırsat bilen CHP lideri Kılıçtaroğlu Pensilvanyaya gidip Cemaat lideri Fetullah Gülen ile görüştü. Ve Ardından CHP-Cemaat birlikteliği ile hükümete karşı 17 Aralık operasyonları gerçekleştirildi. Din düşmanlığı anlayışını taşıyan CHP’nin Cemaatle birlikteliğini düşünmek iki zıt kutubun birlikteliği gibidir. CHP-Cemaat kardeşliği sadece menfi temellere oturmaktadır. Bu durum Cemaati batıl cepheye ve kafirliğe oturtmuştur. Hedefe ulaşmak için her yolu mübah gören anlayış kafirlerin anlayışıdır. Yeryüzünü kötü hale getiren anlayış zaten bu anlayıştır. Cemaat, Amerikan ve İsrail lobisine taşeronluğu yapan bir örgüt olmuştur. Küresel bozguncuların Türkiye ayağına hizmet eden cephedir.
• "Ne var ki bu istihbari ve operasyonel yapı, zamanla devlet içi bilek güreşinin aracı, millî iradenin devlet yönetiminde söz sahibi olmasını engelleyici bir hâl almıştır. Bu yapı, yaklaşık 200 yıldır karanlık, kirli ve kanlı bir gelenekten besleniyor. Devletin sahibi olarak kendini gören bu anlayış, iktidarını kalıcı ve etkin kılmak için konjonktüre bağlı olarak düşman belirlemiş, bunu yaparken de millet adına yaptığı tezi üzerinden meşruiyet kazanmaya çalışmıştır."
• 17 Aralıkta yolsuzluk adıyla başlatılan operasyonlarda iş adamları ve para kaynakları hedef alındı. Yeni projeler ile Türkiye’nin büyümesi engellenmek istendi. Zaten bir sistemi devirmenin ana kaynagı para kaynaklarını etkisiz bırakmaktır. Amaçları Tayyip Erdoğan’ı suçlayıp yargılamak ve bu modern darbeyle evinden almayı bile planlamışlardı. Yargı ve emniyet içindeki paralel yapının 3 aşamalı darbe planı ortaya çıktı. Yargıdaki paralel yapının üyelerinin operasyonları planlamak için İstanbul'daki bir lokalde sık sık toplantılar yaptığı öğrenildi. Paralel yapı savcılarının operasyondan önce 3 aşamalı plan yaptıkları ortaya çıktı. 17 Aralık'ta başlayan ve 8 Ocak'ta devam eden operasyonların sonuncusu seçim sabahı uygulamaya konulacaktı.
• Kuzey Irak petrolü için Türkiye'yi devre dışı bırakacaktı, 5 yeni hat projesinin uygulanma şansı yoktu. Çünkü bir takım unsurlar göz önüne alındığında bazı ülkeler her ne kadar istemese de enerji ticaretinde Türkiye'ye elleri mahkum!
• 17 Aralık'ın ardından ortaya atılan ikinci dalgayla, dev projeler hedef alındı. Şirketlerin kredi almaları engellenerek projelerin önünün kesilmek istendiği ortaya çıktı. İhaleleri alan işadamlarına yönelik tedbir kararları ile projelerin geciktirilmesi amaçlandı.3. Havalimanı, 3. Köprüyü hedef aldılar. İzmir-İstanbul otoyolunu, tüp geçitleri hedef aldılar. Bunları istemediler.Bunlar MİT'i hedef aldılar. Bunlar Türkmen kardeşlerimize yardım götürülen Tır'ı durduruyor. Bir savcı Adana'dan geliyor yasaları çiğneyerek bu Tır'ı durduruyor.O savcıya soruyorum. MİT bu ülkenin çıkarları için çalışıyor. Sen kim için çalışıyorsun? Reyhanlı katliamında neredeydin ey savcı. 7 gün yoktun.HSYK'ya suç duyurusunda bulunuyorum. MİT'ten neden rahatsız oluyorsunuz? Çünkü bunlar başkalarının taşeronluğunu yapıyorlar.Bunlar kendi örgütlerinin hedeflerini Türkiye'den üstün tutuyorlar. Bundan sonra artık milli irade geçerli olacak ve millet ne derse o olacak.
• Yolsuzluk adı altında bir suçlama yaptılar ve kutuplaşma iyice arttı ve gerildi. İnsanlar anlayışında ve davasında daha sıkı durmaya başladılar. Yolsuzluk davası daha sıkı duruşlar getirdi. Halkı bertaraf etmek isteyenler beklemedikleri tepkiyi almaktadırlar. Benzer olaylar artarak devam edecektir.
• Yolsuzluk konulu siyasi bir dava açtılar ve ekonomik savaş başlattılar. Türkiye’de ve Ortadoğu’da güçlü bir banka haline gelen devlet bankası Halkbank hedef haline getirilmeye çalışıldı. Yıllarca Türkiye’de yolsuzluk yapanlar hükümeti yolsuzlukla yıpratmak istedi. Gezi olaylarıyla halkı ayaklandıramayınca Erdoğanın itibarlı gücünü halkın gözünde yıkmak için yolsuzluk söylemleriyle dava açtılar. Söylenenlerin çoğu asılsız çıksa da çamur atılınca elbette izi kalıyor.
• Belirli zamanlarda bir araya gelip Türkiye’nin geleceğiyle ilgili plan kuruyorlar. Yükselen Türkiye’yi durdurmak için kararlar alıyorlar. Bu inançlı milleti çok tehlike olarak görüyorlar.
• 17 Aralık operasyonun başlangıcına dikkat çeken Elif Çakır, operasyonun yolsuzluk için yapılmadığını, Erdoğan'sız bir Türkiye için yapıldığını söylerken 'Erdoğan'ı yüce divana getireceğiz' sözlerinin de Taraf gazetesi yazı işleri masasında konuşulduğunu aktardı.
• 17 Aralık süreciyle Türkiye’de yollar, köprüler, spor tesisleri, konutlar ve sosyal alanlar yapan şirketler hedef alındı. Yolsuzluk yalanıyla meşru yoldan kazanmayı yol edinmiş şirketler yolsuzluk suçlamasıyla hedef alınmıştır.
• AKP’ye yolsuzluk davalarıyla başlayan17 Aralık operasyonunun asıl hedefinin çözüm sürecini engellemek ve ortadoğudaki değişimi durdurmak vardı. Kirli operasyonun bir sonraki adımı da 'Başbakan'ı Mursi gibi yargılamaktı.’
• Türkiye’de telekulak skandalı yaşandı. Paralel yapı herkesi dinlemiş. Türkiye gündemini sarstı. Türkiye büyük bir operasyon ile karşı karşıya. Durum milli güvenlik tehdidi içeriyor.Bu konunun uluslararası boyutu var. Küresel bozguncuların parmağı var. Türkiye gündeminin yönetildiği gözlendi.
• .

Hırsız evin içinden olunca kapıya kilit vurulmaz. Cemaat başbakan'ı dinliyor, bu çok vahim. Cumhurbaşkanı'nı da dinlediler. Güvenlikle özgürlük dengesini kurmak gerekir. Bu savaş çok kirli bir savaş, kirli arşivlerin olduğu belli bunca yıllık cemaatin finali porno kasetler üzerinden olmamalıydı. Bir cemaatin fişleme, takip, kaset savaşı olabilir mi? Cemaat maneviyatın derinliklerine inmek yerine devletin derinliklerine inmiş.Asıl özeleştiri yapması gerekenler dini cemaatlerdir.
• Başbakan olmasaydı hakan fidan'ı kimse kurtaramazdı. Hakan fidan'ı yıkmak isteyenlerin asıl hedefi başbakandı.
• İlk kavga mit yüzünden başladı. Ak parti uzun süre mit'ten yararlanamadı. Mit her zaman askerin güdümünde oldu, mit'e yurtdışı operasyon yetkisi verilmesi gerekiyor. Mitin yetkilerinin artırılma yasasına karşı çıkıyorlardı şimdi bu isteğin ne kadar doğal ve meşru olduğu anlaşıldı.
• Reklam parası bastırmışlar, koca bir masaya dizmişler. Planlı bir gösteri ayarlamışlar. Pankartlarına ‘Hırsız var’ yazdırmışlar. Bilinçli olarak karalama, çamur atma, kışkırtma siyaseti uyguluyorlar. Görsel algıyla yolsuzluğa inandırmaya çalışıyorlar. Yolsuzluk olmadığını hepsi bilmektedir. Ama sırf çıkarlarından dolayı hakkı ezmeyi arzuluyorlar. Hakka muhalif her yürüyüş, gösteri ve şiddet bozguncu halkın daha da erimesine yol açacak. Ve bitişlerinin zamanı her geçen gün yaklaşacak. Küresel sermaye de yeryüzünün egemenliği de inanan mazlum halklara geçecektir.
• Türkiye’nin Ukrayna gibi olmasını istiyorlar. Erdoğan’ın gitmesini istiyorlar. İnsanları sokağa çağırıyorlar. Taşkınlığa ve şiddete çağırıyorlar. Çogunluğu (cumhuru, çoğunluğun seçimini) ancak şiddetle bastırabiliriz düşüncesindeler. Dün Mısır ve Libya beklentilerini bugün Ukrayna hayaline kapılarak taşıyorlar. Eğer Erdoğan hükümeti olmasaydı asıl o zaman bu halkın sokakta neler yapacağını göreceklerdi. Yeryüzündeki tüm ayaklanmalar eski vesayet rejimlerine karşı çıkmıştır. Erdoğan hükümeti seçimlerle referandumlarla geldi. Eğer bunlar olmasaydı şiddetin büyüğünü Türkiye’de göreceklerdi.
• Yeryüzünde iki tip sermaye sahipleri vardır. Dünyayı seçmiş, haksızlığı yol edinmiş, kötü yollardan kazananlar. Diğeri ise Allah’a inanmış, ahreti seçmiş, iyi yola kazanlar. Bunlar temiz kazanırlar, helalinden haksızlık etmeden kazanırlar. Hizmeti seçmişlerdir ve insanlığa faydalıdırlar. Dünyada bu iki tip sermaye sahipleri kendilerinin hak yolda olduğunu iddia ederken diğerlerin batıl yoldan kazandığını iddia ederler. Kendilerini doğru görürken karşıyı suçlu görürler. Birine göre diğer haksız kazanç sağlayan yolsuzluk yapandır. İşte Erdoğan’ın gücünü kırmaya yönelik yolsuzluk ve iftira düzmecesinin kökeni buradan gelmektedir. Türkiye için iş yapan şirketler, iş adamları hedef alındı. Marmaray, stadyumlar, yollar, köprüler, tokiler, kentsel dönüşümler, yardım kuruluşları hedef alındı. Temiz kazancı yol edinmiş ve insanlığa hizmet ile kazanmayı seçmiş olanlar suçlu ve yolsuzlukla suçlandı. Bu suçlamaların kökeni tam bir dinsiz aklıdır.
• Türkiye ‘Gezi ve yolsuzluk düzmecesine’ karşı uyanık davranmaktadır. Halk milli iradeye saygı yürüyüşü düzenledi. Sağlam irade gösterilmesi istendi. Yurt dışından ve yurt içinden Erdoğan’a ve anlayışına büyük destekler geldi.
• CIA eski Başkanı, yeni görevi olan KKR isimli finans kuruluşunun başında ilk iş olarak Türkiye'ye operasyon yaptı. Türk ekonomisi Mayıs 2013'te zirve yaptı. Türkiye'nin bu çıkışını engellemek isteyen baronlar ise Erdoğan'ı düşürmek ve Türkiye'yi yağmalamak için hemen düğmeye bastı. MİT'in tespitlerine göre baronlar, operasyon için KKR (Kolhberg Kravis Roberts) adlı 200 milyar dolarlık ABD finans devini seçti. Türkiye'yi buhrana sürüklemek için 25 milyar dolar fon ayrıldı. Önce dış basında "Diktatör" denilerek Başbakan yıpratıldı. Financial Times, Guardian, WSJ, Der Spiegel hatta Today's Zaman bile bu oyunun ortakları oldu.Sonra ise Gezi Olayları teşvik edildi. Diktatör söylemi tüm Türkiye'ye yayıldı. Para babaları ve reklamcılar ile çapulcular, Gezi'de büyük bir işbirliği sergiledi. Ancak yetmedi. Baronlar bu kez devlet içindeki oluşuma görev verdi. Paralel yapı desteklendi. Şok operasyonlarla hükümet çökertilmek istendi. Amaç ülkede hem siyasi hem ekonomik kriz oluşturmaktı. Türkiye'nin ekonomik istikrarını sarsmak, piyasaları çökertmek hedeflendi. Bu sayede hem politik istikrar bozulacaktı. George Bush'un danışmanlarından olan Hanyri Kravis.Ortadoğu'daki tüm karanlık işlerin arkasından çıkan adam olarak bilinen Neocon Richard Perle de KKR'nin içindeki isimlerden.
• Türkiye’de sınavlara hazırlık için ortaya çıkmış olan dershanelerin kapatılması gündeme geldiğinde cemaat ile hükümetin arası açıldı. Dershanelerden gelir elde eden cemaat ile hükümetin yolları ayrıldı. Cemaat menfaatleri için doğru yoldan ayrıldı. Türkiye’de eğitimin kalitesi artmaya başladı. İnsanlar artık okul ve öğretmen seçiyorlar. Sınavlara göre müfredatlar belirlendi. Egitimde 1980 ve 1990 lı yılların acizliği kalmamıştı. Egitimde kalite yükselmeye başladı. Eskiden her ilde üniversite yoktu. Şimdi her ilde birden fazla üniversiteler var artık. Liseden sonra iki yıllık yüksek okullara sınavsız direk geçişler başlamıştı. Artık iki yıllıklardan dört yıllıklara sınavsız direk geçişler başlamıştı.Türkiye’de eğitim seviyesi ve şartları değişti, ağır sınavlar kalkacak dershaneler kendiliğinden yok olma sürecine girmişken çok olumlu teklifler sunulmuştu. Halbuki cemaatin eğitim çabası yurt dışına açılsaydı çok daha iyi olacaktı. Hükümet de desteğini esirgemezdi. Cemaat basit ve küçük menfaatlerinden dolayı Tayip Erdoğan’ın yolundan ayrıldı ve AKP politikalarını sürekli eleştirmeye başladılar. Fetullah hoca halkın sandığı gibi saygın ve derin olmadığını gösterdi ve basiretsizce beddua etti. Sırf menfaatlerinden dolayı Allah yolundaki Tayyip Erdoğan’a karşı oldular. Cemaat menfaatleri için böyle bir tavır sergilemekle sömürgecilik yapan batılılardan ne farkı kaldı. Siyonizm’in taraftarlarıyla aynı safta oldular. Dershanelerle oluşan süreçte cemaat kaybetti. AKP mi kaybeder Cemaat mi kaybeder derseniz. Kesinlikle cemaat kaybeder. Çünkü hakkın karşısında kimse duramaz. Hak batılı devirir. Gerçeklik ve olması gereken doğruluk süzgecinde dershanelerin kapatılması istemi hem iyimser bir niyetle idi hemde gerçekten olması gerekendi. Ben inanırım ki Allah bazen insanları dener, birtakım sınamalarla gerçek yüzlerini ortaya çıkartır. Bir olayla sırf çıkarları için yaşayanları Allah bir kılıç darbesiyle ayırdı. Allah inananlarla inanmayanları elbette ayıracaktı. Menfaatle iman aynı safta durmaz. Şu kesin ki yeryüzünde menfaatleri için yaşayanlar inanmayanlardır. Bunlar çoğu zaman da dini değerleri kullanırlar. Tüm insanlık için çalışan ve menfaatlerini gözetmeyenler daima inanan halklardır. Tayip Erdoğan’ın yolundan ayrılanlar hak yoldan ayrılmıştır. Açılan yolsuzluk davalarında cemaat hükümete savaş açmış görünüyor. Bu tavırlarla AKP kaybetmez ama cemaat kaybeder. Zaten Türkiye’de bütün cemaatler yıkılmaya başlamıştır. Çünkü Allah yolunu tutan bir AKP cemaati vardır. Zaten cemaat de bir anlayışı bir kültürü oluşturan topluluktur. Bu nedenle cemaatler bir bir eriyecektir. Nitekim bu hak yol davası nur camiasına büyük bir darbe vurmuştur. Sizce cemaat mi daha çok Allah yolunda Akparti hükümeti mi daha çok Allah yolunda. Elbette dinle siyaset iç içedir. Kesinlikle ayrı olamaz ve olmadı da. Peygamberimiz Muhammet de bir liderdi ve bir devlet adamıydı aynı zamanda bir siyasetçiydi. Hz. İsa da öyle bir yönetici ve siyasetçiydi. Tüm peygamberler böyleydi. Ancak vesayetçi eski yönetimler tüm peygamberlerle mücadele ettiler. Akp hükümeti de barış, demokrasi, açılım, demokratikleşme paketleri gibi halka faydalı tüm yasalarla evrensel değerlere sahip çıkmaktaydı. Kim daha Allah yolunda gayet açıktır.
• Gülen cemaatinden olanlar iç sorgulama yapmaları gereklidir. İki yıl öncesine kadar cemaatin Erdoğan'a bakış açısının 180 derece değişti bunu kendilerine sormalı ve kendilerini sorgulamalıdırlar. Camiada bulunan insanların şunu düşünmesi lazım: Biz iki yıl önce Erdoğan'a toz kondurmuyorduk. Ve bugün hangi mantıkla ve makul gerekçeyle bu adam bizim şeytanımız haline geldi. Erdoğan ve AK Parti nasıl kötü adam oldu? Ki son iki yıl içerisinde bunca gelişim olmuşken hak yoldaki Erdoğan’a cephe olalım. MİT tekrar hedef tahtasına konulması, 17-25 Aralık Operasyonu, yetmedi Türkiye el-Kaide ile iş tutuyor, işte bakın TIR'lar silah götürüyor falan iddiaları arka arkaya geliyor. Yani zaten biz o yolsuzluk operasyonu olarak lanse edilen meselenin ‘Yolsuzluk Operasyonu' olmadığını hemen peşinden patlayan TIR durdurma operasyonunun Türkiye’yi dışarıda olumsuz algılatma çabası cereyan ediyor. Bu operasyon ekibi cemaat ile bağlantılı ise cemaat dış güçlerin taşeronu durumundadır, demektir. Daha önce MHP ve CHP’ye kaset cd operasyonları yapan bu yapının gerçekte cemaatin yönetim ve idare gücü ise vay saf halde cemaate güvenmiş olan inançlı insana. Erdoğanın büyümesini sağlayan bu yapı şimdi Erdoğan’ın gitmesini ve yıkılmasını neden istemektedir. Bu yapı emir ve komutayı nereden almaktadır. Amerika ve deccal Obama’mı istemiştir bu durumu acaba. Obamanın ardındaki küresel Ergenekoncu güç dün Erdoğan’ı destekler iken bu gün Erdoğan çıkarları için tehdit durumuna mı düşmüştür. Yoksa bu durum şu hadisi mi anımsatmaktadır.
• Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç açıklamasının devamında 'Bunlara iftira atalım, tuzaklar kuralım, bunları lekeleyelim, itibarsızlaştıralım' deniliyor. Son yapılan işler böyle işlerdir. Biz bunu biliyoruz. Gereğini yapıyoruz ve mücadele ediyoruz. Bu kötü niyetlilere, içeride ve dışarıdaki işbirlikçilerine biz hükümet olarak gerekli cevabı veriyoruz. Onlarla da hesaplaşırız. Ama milyonlarca insan bizim dostumuzdur. Bu hizmetleri yürüten gayretli insanlarla husumetimiz yoktur. Biz varsak, onlar da var olacaktır. Allah bizi sizden, sizi bizden ayırmasın diyoruz. Kimse yanlış anlamasın" dedi. Toplumsal barışı kurmak, terörle mücadele etmek için güzel projeler uygulandı. Şehit cenazeleri gelmez, insanlar ölmez oldu.’ Dedi.
• Hocaefendi'nin öğrencilerinin okul hizmeti için her türlü fedakarlığa hazır olmaları onları, küresel güçlerin istismarına alet etmiş. Okulları ve dershaneleri koruma adına küresel güçlerle yapılan bir işbirliği gördük. Türkiye'de ki son operasyonlar? Acaba cemaat küresel oyuncular tarafından büyük bir tuzağın içine mi çekildi? Elini verdiği yerden kolunu mu alamamaktadır? Eğer böyle bir durum söz konusu ise, milletin bir izmihlale sürüklenmemesi için cemaatin küresel anlamda her türlü bedeli ödeme pahasına da olsa Müslümanların iktidarıyla karşı karşıya gelmeyeceğini açıkça deklare etmesi ve Hocaefendi'nin de bu süreç daha tehlikeli boyutlara varmadan Türkiye'nin ve islam’ın gerçeklerine dönmesi gerekmez mi?
• Bediüzzaman 1914 yıllarında ‘Benden yüz yıl sonra gelecek olana uyun.’ Demişti. Ama Fetullah Gülen Bediüzzamanın öğüdünü tutmadı. Erdoğan’ı karşısına aldı ve Bediüzzamanın çizgisinden çıktı. Din adına hizmet görevi yürüttüklerini söyleyenler menfaatleri uğruna islam çizgisinden çıkmıştır. Ama hiçbir şey geç değildir.
• İHH.İnsani Yardım Vakfı, kendilerine ait silah dolusu TIR'ın yakalandığına dair haberleri yalanladı. İHH Başkanı Bülent Yıldırım, konuyla ilgili açıklama yaparak, "İHH'ya ait olduğu söylenen TIR kesinlikle bize ait değil" dedi. Ve tırlarda silah çıkmadı. Peki kim İsrail adına hizmet edip bu suçlamada bulunmuştu. Neden medyaya konu böyle yansıdı. Mavi marmaranın rovanşı mı alunmak istendi. Bir yardım kuruluşu neden hedef alınıyordu. Hedef alanlar cemaat adıyla iş yapıyor ve küresel lobiye hizmet mi ediyordu.
• İnsani Yardım Vakfı, kendilerine ait silah dolusu TIR'ın yakalandığına dair haberleri yalanladı. İHH Başkanı Bülent Yıldırım, konuyla ilgili açıklama yaparak, "İHH'ya ait olduğu söylenen TIR kesinlikle bize ait değil" dedi.
• İHH'ya Hatay'da silah komplosu kurdular. El kaide ile ilişkilendirdiler. Bu yapıyı çökertmek isterken Türkiyeyi el kaide ile bağdaştırarak dünyada meşru olmayan bir zemine oturmaya ve sonar da saldırı amacı gütmeye hazırlık yapıyorlar.
• Türkiye’de vesayete sahip olmayan, bozgunculuk etmeyen, meşru yolardan helal kazancı seçen iş adamlarına yolsuzluk davası açtılar. Bozguncular için insanlık adına iyi iş yapanlar suçlu sayılabilir ancak tüm insanlık adına bunlar suç değildir. Yolsuzluk davası açmakla ne gelişimi ne de değişimi durdurabilirler. Gelişimin para kaynaklarını vurmayı hedefleyen hukuksuz güçler ellerinden geleni yapmaktadırlar. Haksızlık ve sömürü üzerinden kazanmayı yol edinmiş olanlar inananların gelişim sürecini durdurmak istiyorlar. Yolsuzluk davası açarak meşru yoldan kazananlar hedef seçildi.
• Türkiye’de istikrarı bozmak için türlü planlar yaptılar. Dış güçler Türkiye’yi nasıl yıkarız diye çaba içindeler. Tayip Erdoğan’ı yıpratma çabası için yolsuzluk davası açtıranlar, çamur at izi kalsın siyaseti yapanlar. Karalayanlar, yaygara çıkartanlar ve iftira atanlar amaçlarına ulaşamayacaklar


Güncel Haberler

MollaCami.Com