Bölümler | Kategoriler | Konular | Üye Girişi | İletişim
Tasavvufçuların sözleri islamâa uygun değilse on para etmez
TASAVVUFÇULARIN SÖZLERİ İSLAMâA UYGUN DEĞİLSE ON PARA ETMEZ
ââ¦Yakın olmanın, kalplerin birleşmesinde büyük tesiri vardır. Bunun içindir ki, hiçbir Velî, bir Sahâbînin derecesine yükselemez. Veysel Karânî o kadar şânı yüksek olduğu hâlde, Resûlullah s.a.v.âi hiç görmediği için, Eshâb-ı kirâmâdan en aşağı olanın derecesine yetişemedi.
Abdullah bin Mübârek hazretlerine soruldu: âHazret-i Muâviye ile Ömer bin Abdülazîzâden hangisi daha yüksektir?
Cevap: âMuâviye r.a. Resûlullah s.a.v.âin yanında giderken atının burnuna giren toz, Ömer bin Abdülazîzâden kat kat daha üstündür.â
İş budur. Bundan başkası hiçtir!
Tasavvufçuların sözleri ve hâlleri İslamâa uygun değilse, on para etmez. Keşif ve ilhamları kitaba ve sünnete benzemiyorsa, yarım arpa kadar değerleri olmaz.
Tasavvuf yolunda ilerlemenin sebebi, İslamâda inanılması lâzım olan şeylere, yakînin-imanın artması içindir. Hakiki iman da bu demektir. İkinci sebebi de, fıkıhta bildirilen vazifeleri yapmanın kolay ve tatlı olması içindir. Tasavvuf sadece bu ikisine kavuşmak içindir; başka bir şey için değildir. Çünkü Allah cennette görülecektir. Dünyada asla görülemez. Tasavvufçuların aradıkları müşâhedeler, tecelliler ancak gölgelere (akisler, yansımalar, sanrılara) kavuşmaktır ve âbenzetilen, Oâ sanılan şeylerle avunmaktır.â
AÇIKLAMA:
İmam- Rabbani k.s. âEneâl-Hakâ tarzı yanılgıların sebebini izah ediyor. Tasavvufun manevi yollarında ilerlerken hissedilen manevi sarhoşluk ve cezbe hallerinin yüzeysel olduğunu anlatıyor. âFena fillahâ gibi mertebelere (manen) yükselirken, hissedilen manevi ve uhrevi hazzın bu kelimenin tam karşılığı olan haşa âAllahâla birlenmeâ olmadığını, bu dünyada ne Allahâın görülebileceğini ne de âbirlenmeânin hakiki manada mümkün olmadığını, bütün bunların mecaz olduğunu anlatmaktadır. Mecaz olarak kullanmayıp direk kelimenin anlamını kullananlar ve inananlar şirke düşerler. Kul Allahâla ne hakikatte ne de mecazda birlenemez, çünkü o zaman kendisini ilahlaştırmış, Allahâı da haşa insanileştirmiş olur. Bu kişiyi dinden çıkarabilecek çok tehlikeli bir çukurdur. İşte Vahdet-i vücutçuların da düştükleri büyük yanılgı budur. Onlar varlık alemini haşa Allahâın kendi sanırlar. Oysa bu şirkin ta kendisidir.
Peki, nedir o makamlara gerçekten çıkanların ulaştıkları şey? Şöyle ki, varlık alemi Allahâın zatının sıfatının esmaının (isimlerinin) efâalinin (fiilerinin) zılli yani gölgesidir, aynısı değil. O manevi mertebelerde müşahade edilen harikulade haller, bu gölgelerinin akisleri nurlarıdır. Zaten insan denilen zavallı aciz varlık, bu dünyada Allahâın zatını görmeye güç yetiremez ve o kapasitede yaratılmamıştır. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.
Kendisi de tasavvufun en büyük imamlarından biri olan İmam-ı Rabbani Hazretleri bu cümleleriyle tasavvufu kötülemeği değil, tasavvuf yolunda ilerlemenin gerçek gayesinin bu mertebeler olmadığını, onların bu yolda sadece adım ve araç olduğunu, onların aslında önemsiz olduğunu anlatmayı amaçlamıştır. Önemli olanın ise, tasavvufun getirdiği manevi disiplin ve manevi ilerlemenin kişinin imanını sağlamlaştırdığını ve şeriatın emirlerini yaparken ayrı bir lezzetin oluşmasıdır ki, bunu yaşayanlar bilirler.
Buradan şu anlam çıkarılmasın: Tüm bu anlatılanlar; yani o mertebeler ve zikir yoluyla manevi makamlarda yükselmeler asılsız demek değildir. Yok ve gereksiz demek değildir. Gereklidir ama hedef onlar değildir, onlara takılıp kalanlar hataya düşerler, büyük resmi kaçırıp ilerleme kaydedemezler. Filin ayaklarına yapışan körler gibi olurlar. Allahüağlem.
MEKTUBA DEVAM:
âAllah-ü teâlâ, ötelerin ötesidir. Şaşılacak şeydir ki, onların müşâhedeler ve tecellîler diye övündükleri şeylerin iç yüzleri eğer anlatılırsa, bu yola yeni girenlerin gevşemelerinden korkulur ve istekleri azalır. Eğer iç yüzleri anlatılmazsa, doğrusunu bildiğim hâlde doğru ile yanlışın birbirlerine karışmalarına göz yummuş olmaktan korkarım.
Ey yollarını şaşırmışlara doğru yolu gösteren Rabbim! Âlemlere rahmet olarak yarattığın Muhammed a.s. hürmeti için bana doğru yolu göster!â
MEKTUBAT-I İMAM-I RABBANİ, 207. MEKTUP.