Bölümler | Kategoriler | Konular | Üye Girişi | İletişim
Bir Paranoya…
Bir Paranoya…
Bir paranoya portresidir şeytan. Akılsızlığın adresi. Nimeti bilmemenin alameti. Kendini beğenmişliğin baş temsilcisi. Aklının altında ezilmişliğin göstergesi. Akıbeti bir an için unutup anı değerlendirip de kaybedişin şahidi. İnadın üstüne en çok yakıştığı merci. Melun bir muamma. Sinsi bir yılan. Ölümüne bir başkaldırı. Hayır, inadına bir aldanışın baş aktörü. Bir zavallı. Garip bir sefil. Bitmiş bir müflis. Anlık bir kararın hazin tablosunun baş kahramanı. Toz pembe bir dünyanın yaldızlı ışıklarında süren kısa bir hayat. Ebediyet yolunun en derbeder varlığı. Boşuna bir koşuşturmacanın azimli atleti. Tempolu bir hayatın sıska nedimi. Derdi ve dermanı karıştırmış bir müşevveş. Aldatıcı bir dost. Azimli bir düşman. Kararlı bir duruş. Baş aşağı bir gidiş. Mantıktan uzak bir akıl. Hesap kitap bilmez bir palyaço...
İnadına bir hayat yaşar o. Yaşamak da denmez buna pek ama o, bu yoldan dur olmaz. Akıbetini bilerek bir hayat sürmek ne de zordur. Böyle bir manzara karşısında şaşmamak akıldan ıraktır. Göz göre göre derler şark-ı Anadolu'da buna. Evet göz göre göre veya körü körüne bir gidiş insanı maskara eder ele ve de aleme.
Şeytan zeki bir varlık. O derece zeki ki, ders okutma makamına dahi yükselmiş hemcinsleri arasında. İşte bu hal üstünlükken al aşağı etmiş onu esasında. Bilgisi ve de konumu kendi sonunu tayin etmiş. Ben ki bu alemin önde geleni, nasıl secde eder, yani nasıl aşağı iner, nasıl geri gider, nasıl baş eğer ki bir çamur karşısında? Emri veren makamı da unutur bu noktada. Emir de neymiş, böyle imtihan mı olurmuş, şakası bile benim gibisine hakarettir demiş ve baş eğmemiş. Hali hazırda bir makam işgal edenlerin her birisine bu haliyle seçilmemesi gerekli olan yolu işaret buyurmuş
Kendine olan hayranlığı etrafını görmesine mani. Bu haliyle de hodfüruşane bir hayat sürenlere ders-i evvel. Gözünü ve de gönlünü kendi dolduranın gayra bakışı bulanık olur. Hayal meyal bazı şeyler görse de bu haliyle o karşıdakini tam manasıyla idrakten uzak olur. Şeytan kendisiyle doymuş tamamen. Kalbi ve de kafası başkasına kapalı. İşte göz ve akıl sahiplerinin sahip olduklarını bu şekilde kullanışları kendi sonlarını tayin adına önemli.
Ben olursa biz olmaz. Benden öteye yol bulunmaz. Bir noktada hudutları kendi adına sınırlamanın adıdır bu manzara. Kendini bir kapan içerisine alma. Kendine şatolar kurma. Evet tüm şato sahiplerinin dünyasıdır bu. Diğerlerinden üstünlüklerini simgelerler şatolar esasında. Şatafatlı bir hayatın en üst basamağı şatolar. Toplumla olan farklılığı ve ayrıcalığı simgelemekteler. Âlî oluşlarını bu yükseklikle dosta da düşmana da göstermekteler şatonun sakinleri. Bu hal belki kasti belki de gayri ihtiyaridir.
İşte bu tehlikeden dolayıdır ki kendini bilenler zemini tercih etmişler. üstünlüğü takvaya endekslemişler. Don-gömlek, peynir-ekmek demişler. Halkın arasına girmişler. Girdikleri ölçüde de yükselmişler. Başkasını aldatıp da kendileri adına aldanma yanlışına düşmemişler. İblise malzeme olmamışlar.
Şeytan kara talihli. Kendi sonunu kendisi tayin eder. Düştüğü kuyuyu bizzat kendisi kazar. Bu yönüyle de aptalların en önde geleni. Hakkın huzurundan kovulmuş. Kendisine “Defol! oradan” diye buyrulmuş (17/63). Bu kovulmaya kibri sebep olmuş. Ateşten yaratılmayı paye bilmiş ve paralanmış. Ve kibri başına bela olmuş. Allah’a meydan okumuş ve ahde tutuşmuş. Kumar konusu tüm insanlık olmuş. Gayesi bundan gayri insanlığı ebedi cehenneme doğru yönlendirmek. Elinden geleni emin olun bu noktada esirgemeyecek. Eline geçen her fırsatı bu noktada ganimet bilip mü’min kulun yoluna, ahirete çıkan yoluna taş dikecek. Ve ahdi var, dönmeyecek. Artık istese de dönemeyecek. Ve hatasında ısrar edecek. Vazifesini ikame edecek.
…Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı.(2/36). İlk icraatı bu idi. Adem (aleyhisselam) ve hanımına karşı ilk zaferini cennetten onları dünya yurduna sürdürerek aldı. Hısım olarak geleni kendi hatası yüzünden hasımlaştırdığı için içinden çıkamadığı bir girdaba girdi. Ve sevinci, neşesi ve de eğlencesi insanlığın sapkınlığı oldu. Oysa tek sermayesi cılız sesiydi. Ondan başka da silahı yoktu. Mevla kendisine yarattıklarını yoldan çıkarmak üzere kıyamete dek mühlet verdi ve malzeme olarak da sadece ses verdi. Ve ona dedi ki “… gücünün yettiğini sesinle aldatıp kötülüklere kaydır. Süvari veya piyade olarak bütün kuvvetlerini toplayarak onların üzerine yürü, mallarına ve evlatlarına ortak ol, bol bol vaatlerde bulun onlara!” (17/64)
Kötülüğe kayanlar bilmeli ki, şeytana maskara oldular. Hakkı hüsrana uğrattılar. Belki mele-i âlâyı ağlattılar. Şeytanı memnun etmekle kalmayıp diğer safı da inkisar-ı hayale uğrattılar. İşte tüm bu olanların neticesidir cehennem. Bunca beklentiyi boşa çıkarmanın cezası. Hakkı mahcup etmenin ve de buna mukabil mahşer meydanındaki mahcubiyetin karşılığı. Hak mahcup olmaz esasında. Olacak olan da insana olacaktır, her şeyin verasında bulan da insan olacaktır bu budalalığının karşılığında. Ve mel’un tüm avenesiyle gelecek gelirken. Bir hamle ile iş bitmeyecek yani. Salta üstüne salta denemeleri olacak. Tuş edene dek mümin kulu bu girişimler durmayacak. Avazı çıktığı kadar bağıracak. Nerede şer yolu var duyuracak. Hangi istikamet cehenneme çıkar üşenmeden gösterecek. Bazen sağdan gelecek bazen de soldan. Ama kul son nefesini verene dek bu uğraştan o dur olmayacak. Her düşürdüğü bir kahkaha malzemesi olacak o meluna. Düşenler bilsinler ki, her düşüşümüz arz boşluğunu dolduran bir kahkahaya gebe olacak. Bu yankı tüm meleği ala’nın dikkatini sesin geldiği tarafa çekecek. Ve gözler düşmüş, sürçmüş ve de derbeder haldeki kula çevrilecek. Kulun hatasına anında tüm sema halkı şahit olacak. Ve bir tövbe ve de akabinde beklediği af gelene kadar da kul hakiki dostlarını üzecek ve de hüsrana uğratacak. Boşuna değildir ilk zelleyi yiyenin başını yukarı kaldırmaması.
Peki şeytan ne vaat edecek? Şeytan bu! Onları aldatmadan başka ne vaat eder ki! (17/65). Şeytan boş vaatleriyle kulu yoldan çıkarmaya endeksli sadece. Verdiği ve vereceği bir şey yok. Müflistir zaten kendisi. Olmayan ne verebilir ki… Sıfırı tüketmiş, kendi de tükenmiş, iflasın eşiğindeki bir insanın kendinden geçmiş resmine işarettir esasında hali. Köprüye çıkmış ve de medyaya malzeme olmuş. Köprünün kendisine faydası olmayacağını bilen zat da pişmandır esasında. İkna edilenlerin ilk cümleleri de ben bu hale gelecek adam mıydım olagelmiştir hep öteden beri. Yani iflasını ilanın son durağı şeytan adına dünya. Gidişi sessiz olmasın için ahaliyi toplamakta tüm gayretiyle. Ve bu manzaraya kulak asmayanlar ise şu tabloda resmedilmiş: “Benim gerçek kullarıma senin asla bir hakimiyetin olamayacaktır. Rabbinin onları koruyucu olması yeter de artar!” .
Bir tarafta aldananlar bir tarafta gerçek kullar. Mahşer günü herkes illiyunuyla divanda duracak ve kitabını okuyacak. Ve bu manzara karşısında aldananların ve de onları bu hale koyanların manzarası bakın nasıl olacak: Hesaplar görülüp iş tamamlanınca Şeytan onlara şöyle diyecek: “Allah size doğru vaatte bulundu. Ben de size bir şeyler vaat ettim, ama sözümden caydım. Doğrusu, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm yoktu. Sadece ben sizi dâvet ettim, siz de çağrımı kabul ettiniz. O halde beni ayıplamayın, kendi kendinizi kınayın.Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz!(14/22).” Yani o bir kalleş. Son anda sözünden cayacak yine. Ona da bu yakışır ya. Bırakın benim yakamı. Ben sizi zorlamadım deyip işin içinden çıkacak. Peki olan kime olacak? Olan, bir sese mağlup olup, milyarlarca delile gözlerini kapayıp, her gün önünde dönen hayat ve ölüm çarkına karşı çakırkeyif bir hayat süren kişiye olacak. Maske düşecek, hesap görülecek ve netice verilecek. Allah cümlemizi hakikati oraya vardığında öğrenenler zümresinden olanlardan uzak tutsun ve melunun sözüne kulak kabartmaktan ziyade Hakkı esas alan bir hayat sürmekten yana irademizi kullanmayı nasip etsin. O melunun da diline kezzap döksün ve de sesini soluğunu bir daha çıkarmasın. Yoksa o çoklarının kalbini kezzapladı bile.
İşte şeytan. Bir yok oluş hikayesi. Zayıflığın kendisi. Kibrin palyaço timsali modeli. Gemisi su almış bir kaptan. Limanı belirsiz bir gemi. Hali içler acısı. Sesinin gür olması yarasının derinliği ile doğrudan alakalı. Her iyilikte ve de hayır karşısında biraz daha alçalan bir zavallı. Gözünü şer bürümüş bir bayağı. Günahın teknesi. Kaybın habercisi. Kahpe bir sahtekar. Kötü bir hilekar. Sözünden ırak bir düzenbaz. Tüm kötü sözlerin ve de kötülüğün kendisine yakıştığı bir riyakar. Masivanın atış poligonu. Çaresizliğin kara kalem çalışması. Yalnızlığa mahkum bir aldatıcı. Kısacası; üzerinde konuşmaya değmez bir zavallı. Akıl sahibi her kim onunla aynı safta olmak ister ki sanki…
Birol Topuz
Gerçekten paranoya, ALLAH (c.c) razı olsun,
emeğinize sağlık.