Bölümler | Kategoriler | Konular | Üye Girişi | İletişim
KABiR_En Korkunç Manzara Giriş Kapısındadır
EN KORKUNÇ MANZARA GİRİŞ KAPISINDADIR
Rasulüllah Sallallahü Aleyhi Veselem şöyle buyurmuştur:
“Mü ‘mm kabrine oturtulduğu zaman (sual melekleri) getirilir. Sonra, Allah ‘tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah ‘in Rasülu olduğuna şehadet eder. Bu Cenab-ı Hakk’ın “Allah iman edenlere dünya hayatında da Ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder” kavl-i keriminin gereğidir.(eI-Lü’Itiii yel-Mercan, No: 1825)
HADİS-İ ŞERİF
Kabir hayatının mahiyeti ile alakalı olarak sekiz madde üzerinde durulacaktır:
1. Kabir suali ve azabı vardır ve gerçektir. Gerek ayet-i kerimeler gerekse hadis-i şerifler kabir, sual ve azabının var ve gerçek olduğunu anlatmakta ve insanları ikaz etmektedir.
A- Kitaba göre kabir azabı
“Yusebbetullahullezine amenu bilkevlissabiti filheyatiddunya vefilahiret”
“Allah hem dünya hayatında hem de ahirette iman edenleri sağlam sözle, (Kelime-i Şehadetle) tesbit eder”(ibrahim: 27) ayet-i kerimesi ki Müslim’in rivayetine göre bu ayet-i kerime kabir azabı hakkında nazil olmuştur.
“enna ruyuğredune aleyha ğuduvve ve aşiyya ve yevme tekumussaatu”
“Onlar sabah akşam ateşe arzolunurlar (Dünya durdukça kabirdeki azab böyle devam eder.). Kıyamet koptuğu gün de..” (Mü’mın: 46) ayet-i kerimesi kabir azabının var olduğuna delildir.
B- Sünnete göre kabir azabı:
a- Rasülüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem, iki kişinin kabrine uğradığında; onların koğuculuk yapmaları ve is*tibraye dikkat etmemeleri yüzünden azab çektiklerini söylemişlerdir.
b- Vefat ettiğinde Arşın sarsıldığı, kendisine gök kapı*larının açıldığı ve cenazesine yetmişbin meleğin iştirak ettiği kimse olan Sa’d İbn-i Muaz’ın bile kabrin sıkmasından kurtulamadığını ifade buyurmuşlardır.
Evet, Sa’d İbn-i Muaz böylesine büyük bir şehid ve salih bir insan olmasına rağmen, rivayete göre kabir ken*disini o derece sıkmıştı ki kaburga kemikleri birbirine geçmişti. Fakat sonra ondan kurtulup rahata kavuştu. Bun*dan da anlaşılıyor ki kabir azabından kurtulan yoktur; Al*lahü a’lem; ancak, masüm olduklanndan Peygamberler ve mükellef olmadıklarından çocuklar kabir azabından ve fitnesinden salimdirler, kurtulmuşlardır.
c- Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem bir kabirden gelen bir sesi duyunca “Ölülerinizi gömmeyeceğinizden kork*masam, Allah’tan size kabir azabını işittirmesini dua ede*cektim” buyurmuşlardır.
d- Hazreti Osman (ra)’ın azadlı kölesi Hani, Hz. Os*man’ın bir kabir yanında durduğu zaman sakalı ıslanınca*ya kadar ağladığını nakleder. Kendisine: “Cennet ve ce*hennemi hatırlıyorsun; ondan ağlamıyorşun da, bundan ağlıyorsun” denilince, Hz. Osman (ra) şöyle cevab vermiş*tir. Rasülullah Sallallahü Aleyhi Vesellem:
“Kabir ahiret konaklarının ilkidir. Eğer bir kimse on*dan kurtulursa ondan sonraki konaklardan kurtulmak bundan daha kolaydır. Kurtulmazsa sonraki evvelkinden daha şiddetlidir” buyurdular, dedi ve Peygamber Sallalla*hü Aleyhi Vesellem:
“Hiçbir zaman kabirden daha şiddetli ve korkunç bir manzara görmedim buyurdu” diye ilave etti.
Bu gibi hadis-i şerifler de kabir hayatının ve azabının bazı kimseler için ne kadar şiddetli ve korkunç olduğunu açıkça beyan etmektedir.
2. Baştaki hadis-i şerife göre mü’min gömülüp üstü*ne toprak atıldıktan sonra oturtulur, kendisine Münker Nekir adında siyah, son derece çirkin ve ne insten ne cinden hiçbirisine benzemeyen iki melek gelir ve o mü’min kula sualde bulunurlar. İman edip Rab olarak ka*bul etmesi gerektiği Allah’ın kim olduğunu, iman edip tabi olması ve getirdiği esaslara sahip çıkması gerektiği peygamberinin kim olduğunu, kendisine intisab edip şe*refiyle yaşaması ve hayatında tatbik etmesi gerektiği kita*bının ne olduğunu sorarlar. Mü’min kul bu suallere karşı kelime-i şehadeti söylemesi veya her soruya ayrı ayrı ce*vab vermesi, daha önce zikredilen ayet-i kerimenin ifade*siyle: Cenab-ı Hakk’ın onun kalbini tesbit etmesi yani sağlamlaştırmasının neticesidir.
Meleklerin kabirde soracakları suallerin en başta ve eri mühim olanları şunlardır:
a- Rabbin kimdir?
b- Peygamberin kimdir?
c- Dinin nedir?
d- Kitabın nedir?
Kabirdeki ve topyekün bütün ahiret hayatındaki kur*tuluş, bu suallere doğru ve kafi miktarda cevab vermeye bağlı olduğuna göre insan herşeyden evvel bu mes’elesini, bu derdini halletmeli ve ebedi kurtuluşunu teminat altına almalıdır.
3. Berzah seferinde ilahi hürriyete kavuşmak ve ahi*rette kurtuluşa ermek, kamil bir imanla ölmeye bağlıdır. Böylesine müslüman olarak ölmenin yegane çaresi ise farzları işlemek suretiyle imanını ve dinini her türlü nok*san, kusur ve tahribden muhafaza etmektir. Yüce Al*lah’ın inananları dünya hayatında kelime-i tevhidle sağ*lamlaştırması, ölünceye kadar onların imanlarını muhafa*za etmesi demek olduğu gibi, ahirette sağlamlaştırması da ahiret aleminin başlangıcı olan kabir hayatından itibaren, haşre kadar ve haşirden ilelebet imanlarını, dünyadaki şuur ve anlayışlarını muhafaza etmesi ve onları öyle yaşat*ması demektir.
4. Esas itibariyle kabir azabı ve sevabı ruhadır. Ancak ruh durumuna göre bedenle irtibat kurabilir, Allahü a’lem. Buna göre: Ölen kimselere yani kabir ehline sa*bah akşam cennet ve cehennemdeki yerleri arzolunur. 0 kimse cennet ehli ise gideceği yerini görmekle müjdelenir ve sevinir. 0 kimse cehennem ehli ise cehennemdeki ye*rini görüp üzülür ve daha cehenneme girmeden cehen*nem azabını andıran bir sıkıntı ve azab çekmeye başlar.
5. Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki: Kabir var; hiç kimse inkar edemez. Herkes ister istemez oraya gidecek. Şu kadar var ki kabir, oraya girenlerin amellerine göre şu üç şekilde tezahür eder, görünür:
BİRİNCİSİ: Kabir,. hakiki mü’minler için bu dünyadan daha güzel bir Alemin kapısıdır. Ehl-i iman meleklerin su*allerine doğru ve sağlam cevab verdikten sonra durumla*rına göre ya Cennet bahçelerinden bir bahçeye girecek ve Allah’ın icraatını seyretmeye, hayattakiler için dua et*meye başlayacaklardır. Ve yahut, bir rivayette olduğu gibi son derece tatlı, zevkli ve rahat bir uykuya dalacaklar ve ehl-i imanın bu halleri kıyamete kadar devam edecektir.
İKİNCİSİ: Kabir, ahireti tasdik eden fakat sefahet ve dalalette gidenler için kıyamete kadar serbest bırakılma*yıp ruhlarının hapsedileceği, bütün dostlarından ayrı kala*cakları ve kabir hayatını yanlız başına geçirecekleri bir hapishaneden ibarettir. İnandığı gibi amel etmediğinden çok mes’eleleri kendi kafasına ve anlayışına göre kabul edip yaptığı için öyle muamele görecektir. Dünyada iken her şeyde nefsi arzuları, lezzeti ve zevki esas aldığından kabirde aksi ile ceza görecektir. Öyle ise kabrin dehşetli halini bilen ve kabul eden müslüman, her halinde imanı, Kur’an’ı ve sünneti esas almalıdır ki, kabirde vahşetten, yalnızlıktan ve azabdan kurtulmuş olsun.
ÜÇÜNCUSU: Kabir, ahirete inanmayan inkarcılar ve sapıklar için adeta ebedi bir idam kapısıdır. Bir yok oluş yeridir. Yani böylelerine göre kabir öldükten son*ra çürümeye ve yok olmaya, unutulmaya ve terk edil*meye uğrayacakları bir yerdir. Onlar böyle düşündükle*rinden ceza olarak aynını görecekler. Yani kendilerine merhamet edilmeyecek, rahat bırakılmayacak, azaba maruz bırakılacak, cehennem çukurlarından bir çukura atılacak ve öylece azabla baş başa bırakılacaklardır. Onla*rın bu acıklı halleri kıyamete kadar böylece devam ede*cektir. (Bütün bu anlatılanlara karşı “Allahu a’lem” deriz.)
6. Kabir hayatının, sual, mükafat ve azabının olacağı*nı yüzyirmi dörtbin Peygamber gösterdikleri mu’cize*leriyle ve O Enbiyaların verdikleri aynı haberleri tasdik eden ve imza basan yüzyirmi dört milyon evliyanın keşif, şühüd ve zevk ile aynı hakikate şehadetleri ile ve haddsühesaba gelmeyen ehl-i tahkikin gösterdikleri kat’i delilleri ile göstermiş, izah etmiş ve yüzde doksandokuz kat’i bir ihtimal ile “Ebedi zindan ve azabdan kurtulmak ve orayı ebedi saadet bahçelerine çevirmek, iman ve itaat iledir...” diye ittif akla haber vermişlerdir. Peygamberlerden ibaret bu kadar yüce ve mübarek bir taifenin ittifakla haber ver*dikleri bir hakikat hakkında, kimin ve hangi şeytanın haddine düşmüş ki tenkid, şüphe ve vesvese parmağını uzat*srn. Haşa ve kella. Bu hakikatı böyle kabul eden bir mü’mine gelince; elbette imanında en küçük bir şüpheye, itaatinde de en küçük bir kusura düşmemeye çalışması la*zımdır.
7. Rasülüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem’in sabah ak*şam ve sıkça kabir azabından ve fitnesinden Allah’a sığın*ması, kabir hayatının ve azabının ne kadar dehşetli oldu*ğunu ve ondan kurtuluş çaresinin ne olduğunu gayet açıkça göstermektedir. O çare ise, Yüce Mevla’nın inaye*ti, rahmeti ve himayesiyle muamele etmesidir. Bu ise, ku*Iun kendisini daima kul bilmesine, kul olarak davranması*na, Yüce Rabb’in karşısında ondan tazarrü ve niyaz ile meded ummasına ve ısrarla rahmet kapısını çalıp hima*yesini taleb etmesine bağlıdır.
8. Hulasa olarak deriz ki: İnsan için en mühim mes’ele, kabir ötesindeki azabdan kurtulmak ve ahiret alemini ebedi saadetlere çevirmek mes’elesidir . Bu ise hakiki müslüman olarak kamil bir imanla ölmeye bağlıdır. Bu güzel neticeyi elde etmenin yolu ise yukarıda da geçti*ği üzere imandır. Kur’an’a ve sünnete teslimi ve ita*attir. Allah’a (cc) tevekkül ve duadır. Böyle olanlar için ise, kabir hiç de korkulacak, ürkülecek ve istenmeyecek bir hayat değildir.
Zira böyleleri için kabir hayatı ruhun hürriyete kavu*şacağı, icraat-ı Rabbaniyeyi temaşa edeceği ve iyi kimse*lerle beraber olup onlarla sohbet edeceği bir alemdir.
__________________